11/2/2006 - nasıl büyüdük!!!
50’ler, 60’lar 70’lerde,80 lerde büyüyen tüm çocuklara...< İlk olarak bize hamileyken sigara ve içki içen annelerimize rağmen hayatta kalmayı başardık. Aspirin alıp, rokfor soslu salataları yer , sardalyayı tenekesinden yer ve şeker hastalığı için test yaptırmazlardı. Bu travmanın üzerine yetmezmiş gibi beşiklerimizin etrafı da rengarenk kurşun bazlı boyalarla boyanmıştı İlaçların etrafında bizim açmamızı engelleyecek halkalar yoktu, ne de kapıların ve dolapların kilitleri... bisikletlerimize binerken öyle kask filan da takmazdık, otostop yaparken aldığımız risklerden hiç bahsetmeyeyim Biz çocukken bindiğimiz arabaların ne emniyet kemerleri ne de hava yastıkları vardı Sıcak bir yaz günü arkası açık bir kamyonette gitmenin apayrı bir tadı vardı Suyu şişeden değil bahçedeki hortumdan içerdik Dört kafadar aynı gazoz şişesinden yudumlardık, hiç kimse de bundan dolayı ölmezdi. Beyaz ekmek, gerçek tereyağı, kurabiyeler yer ve içine bolca şeker atılmış limonatalar içerdik ama hiçbirimiz şişman değildik çünkü >HEP DIŞARDA OYNUYOR OLURDUK Sabah evden çıkıp ya akşamın geldiğini haber veren elektrik lambaları yanana ya da babamız bir ıslıkla bizi çağırana kadar bütün gün dışarda oynardık >Kimse bizi gün içinde bulamazdı. Gayet de iyiydik Saatler boyunca uğraşıp hurdalıklardan bulduğumuz parçalarla arabalar yapmaya çalışır sonra yokuş aşağı giderken frenleri koymayı unuttuğumuzu anlardık. Bir kaç kez dikenli çalıların içine son sürat girdikten sonra ne yapmamız gerektiğini bulmuştuk Playstation’ımız, Nintendo’muz, video oyunlarımız, 99 kanallı televizyonumuz, video kasetlerimiz, surround sound’umuz, cep telefonumuz, kişisel bilgisayarımız, internetimiz, chat odalarımız yoktu ARKADAŞLARIMIZ VARDI, dışarı çıkıp bulurduk onları.
Ağaçlardan düşer, bir yerimizi keser, kemiklerimizi ya da dişlerimizi kırardık. Bu kazalar yüzünden dava mava açılmazdı. Solucanları ve topraktan yapılmış pastaları yerdik ve o solucanlar sonsuza kadar içimizde kalmazdı 10. yaşgünümüzde bize oyuncak tüfek ve tabanca alınır, sopalar ve tenis toplarıyla oyunlar icat ederdik. Bize başımıza gelecekler söylenmiş olsa da o kadar da çok göz çıkarmadık. Bisikletimize atlayıp ya da tabanvayla arkadaşımızın evine gider, kapıyı çalar ya da direk içeri girip oturup konuşurduk.Kanuna karşı gelmişsek ailelerimizin bizi kefaletle serbest bıraktırtması duyulmamış bir şeydi. Onlar tabii ki kanunun tarafındalardı. Özgürlüğe, başarısızlığa, sorumluluğa ve başarıya sahiptik ve hepsiyle nasıl başa çıkacağımızı öğrendik. TEBRİKLER! SİZ de onlardan birisiniz. Siz de avukatlar ve devlet tarafından güya kendi iyiliğiniz için kontrol altına alınmadan büyüyebilmiş çocuklardan birisiniz. Hazır bunu okurken çocuklarınızı çağırın. Onlar da okusun , anne babalarının ne kadar cesur olduklarını anlayacaklardır. İçinizden elinizde makasla evin içinde koşuşturmak geçiyor değil mi...?
Tra Holloway Boxer Life Coach Martinez, Ca.
|